h1

Çok yakında AFS’ D!

Nisan 8, 2011

Bu yazı biraz geç kalmış bir yazı aslında. Uzun süredir çok yoğun sınavlarımdan dolayı bloguma vakit ayıyamıyorum. Sınavlarım hala bitmiş değil ancak artık bir bloguma göz atayım yeni şeyler paylaşayım dedim. Aradaki zamanda bloguma yazacak bir çok şey oldu ancak o anda yazmayınca insan unutuyor. Bunları da aklıma geldikçe yazacağım. Bugün sizinle, bir kaç hafta önce onca emek sonrasında yaptığımız ve beklentilerimin üstünde beğeni toplayan amatör bir stop motion video paylaşacağım.

AFS’ nin çok yakında çıkacak olan yeni dergisi AFS’ D’ ye bir reklam filmi çektik. Senaryo kısaca şöyle: Dergimizin maskotu Süper ‘D yola Istanbul’dan başlıyor. Dünyanın bir çok yerini geziyor. Gittiği ülkelerde çeşitli dergiler okuyor. Süper ‘D bir çok ülkede değişim öğrencisi olarak bulunmuş biz AFS’lileri temsil ediyor. Bu tecrübelerini birleştiren Süper ‘D kendi dergisi olan AFS’ D yi çıkarıyor.

Size kısaca filmimizin oluşum sürecinden de bahsedeyim. Senaryoya uygun görsellerin bir kısmı bilgisayarda çizildi bir kısmı ise hazır olarak bulundu ve print edildi. Tek tek özenle kesildi. Kare kare çekildi. Tripodsuz, ışıksız gayet amatör bir öekim yaptığımızdan dolayı yine kare kare photoshoplandı. Tek tek montajlandı, müzikler bulundu kesildi biçildi filme eklendi. Sonunda güzel bir çalışma çıktı ortaya. Bakalım siz beğenecekmisiniz!

h1

Araplar İsrail’i 1948 Yılında Tanısaydı Ne Olurdu?

Mart 23, 2011

Araplar İsrail'i 1948 Yılında Tanısaydı Ne Olurdu? Aşağıda Türk tercümesini sunmuş olduğumuz makale, 20 Mart 2011 tarihinde Jpost.com adresinde, Suudi Donanması’ndan Emekli Tuğgeneral A. Al-Mulhim imzasıyla yayınlanmıştır.  Suudi Arabistan’da Al Hassa’daki ilk okuluma gittiğim sırada Filistinlileri yakından tanımıştım. İlk okuldan liseye kadar olan öğretmenlerim arasında en çalışkan ve zeki olanları onlardı. 1975-79 yılları arasında New York’ta eğitimimi aldığım sırada, Filistinliler, Araplar ve  … Devamını Oku

h1

Ayıp be Kazım

Mart 19, 2011

Bir kaç sene önceydi. Gazetede dönemin milli takımlar teknik direktörü Fatih Terim’in İngiltere Premier Ligi takımlarından Sheffeld United’da forma giyen ve Türk pasaportu olan bir oyuncuyu ümit milli takıma aldığını okudum. İlgimi çekti. Üç büyük takım onun peşinden koşmaya başladı. Televizyon kanalları onun haberini verirken Sheffeld United’da attığı tek golün görüntülerini tekrar tekrar gösteriyorlardı. Kalenin boş olmasına rağmen uzak mesafeden güzel bir vuruşla atılan hoş bir goldü.

Basın uzun süre onun Beşiktaş’a transfer olmasının an meselesini olduğunu yazıyordu. Hal bu ki ben onu Fenerbahçe’ye gelmesini çok istiyordum. Bir gün sürpriz bir haberle Colin Kazım Richards’ın beklendiği gibi Beşiktaş’a değil Fenerbahçe’ye transfer olduğunu öğrendim. Sevinmiştim, Türk futboluna sürpriz bir şekilde dahil olan bu çocuğu merak ediyordum.

Tavırları biraz laubali ama eğlenceli olduğunu gösteriyordu. Bir türlü istikrar yakalamayan Kazım, bencil ve çocuksu tavırlarıyla biraz antipati toplamaya başladı. Neyse, lafı uzatmayalım. İsim de değiştirerek Kazım Kazım olarak çağrılmak istediğini belirten Kazım, Fenerbahçe’den ezeli rakip Galatasaray’a transfer oldu.

Şunu söylemeliyim ki, Galatasaray ne kadar Fenerbahçe gibi bütük bir takım olsa da. İyi bir dönem geçiren ve şampiyonluğa oynayan Fenerbahçe’den, tarihinin en kötü sezonunu geçiren Galatasaray’a transfer olan bir oyuncu, kariyerinde bir basamak yukarı çıkmamış, ancak inmiş olur.

Aynı Kazım, yersiz hırsını ve daha olgunlaşamadığını, profosyonel iş yapan hiçkimseye yakışmayacak saygısızlığın ötesinde terbiyesiz bir hareket ile bugün kanıtladı.

Fenerbahçe’den Galatasaray’a, Galatasaray’dan Fenerbahçe’ye bir çok oyuncu transfer oldu günümüze kadar. Bir çoğu da Kazım’ın transferinden çok daha olaylı gerçekleşti. Ancak hiçbiri uzun süre birlikte çalıştığı, hayatının bir dönemi boyunca gününün çok büyük bir bölümünü beraber geçirdiği eski teknik direktörü ve takım arkadaşlarına, Kazım’ın bugün gol attıktan sonra yaptığı gibi çirkin ve alaycı bir hareket yapmadı.

Kazım ne kadar ucuz bir kişiliğe sahip olduğunu ve gittiği hiçbir takımda ve ortamda tutunamadığını kanıtlamış oldu. Ajax’tan ayrıldıktan sonra takım arkadaşları parti yapan İbrahimoviç halt etmiş.

 

h1

Sonunda benim de AFS seneme özel bir T-shirt’ üm oluyor!

Mart 15, 2011

Katıldığımız organizasyonlardan, ait oldugumuz kurumlara kadar bizi en çok çeken şeylerden biri t-shirtlerdir. Bir organizasyonun kendine ait bir t-shirtü varsa o organizasyon bir adım ondedir. AFS de bunlardan biri. Özellikle de AFS,’deki t-shirt çeşitliliği herkesin gibi benim de hoşuma gidiyor.

AFS İstanbul gidiş kampındaydık. Hepimiz kampın sonunda veya başında ama eninde sonunda bir AFS t-shirtümüz olacağına emindik. Bizim kamptan önce tamamlanan Ankara kampında da 2010 AFS’lilere t-shirtler verildiğini duymuştuk. Ancak kamp başladı, bitti, bizim bir AFS t-shirtümüz olmadı. Tesellimiz, gittiğimiz AFS ülkelerinde t-shirt verilecek olmasıydı. Hatta bunu bekleyemediğine şahit olduğum sevgili İtalya AFS’li arkadaşlarıma kendi ellerimle bir t-shirt bile tasarlamıştım. İspanya’ya gidecek olan sadece iki kişi olduğumuzdan dolayı kendime t-shirt tasarlamamıştım. Sürümden kaybediyorduk.

İspanya’ya geç vardım. Vizem önceki senelerde İspanya’ya gidenlerde olduğu gibi geç çıkmıştı. Dolayısıyla varış kampını kaçırdım. Zaten Madrid’de yapılan kampta t-shirt verilmemişti ama gördüğüm Catalunya AFS t-shirtü beni kıskandırmıştı. Asturias’ta toplam 4 AFS’liydik. Kamplarımız için Bask Ülkesi ile birleşiyorduk. Kendimize ait bir t-shirtümüz tabi ki olmadı.

Mart ayında AFS’nin düzenlediği Camino de Santiago‘ya katıldım. Çok güzel ve neşeli bir organizasyondu. Varış kampını kaçırdığım için tanımadığım İspanya’nın diğer bölgelerindeki AFS’lilerle tanışma fırsatı buldum. AFS senemin en güzel haftasını geçirdim diyebilirim. Ama ne yazık ki bu organizasyona ait bir t-shirt de tasarlanmamıştı.

Ağustos oldu, ben koskoca bir AFS senesini t-shirtsüz tamamladım. Aynı tek başıma Atatürk Hava Limanı’ndan Madrid üçağına binerken valizime sarı AFS etiketi takılmadığı gibi t-shirt olayı da içimde kalmıştı. Hep aklımda kendime özel, AFS, İspanya, Oviedo ve İspanya’nın tarihinde aldığı ilk dünya şampiyonluğuna özel bir t-shirt tasarlamak vardı. Sonunda oldu. Çok yakında bastıracağım o “bana özel” t-shirtü tasarladım. Çok mutluyum!

T-shirt’ün önünde her AFS t-shirt’ünde olması gerekn AFS logosu bulunuyor. Altında AFS senem olan 2010 yazıyor. Sarı ve kırmızı renkleri İspanya bayrağını simgeliyor. Alt tarafta ise Te quiero España yazıyor. Seni seviyorum İspanya anlamına geliyor. Kalp yerine İspanya milli takımının amblemini kullandım ve altına yeni formalarında yazdığı gibi Campeones del Mundo ( Dünya Şampiyonları) yazıyor.

T-shirt’ümün arkasında ise AFS senemi geçirdiğim Oviedo şehrinin de başkenti olduğu Asturias bölgesinin bayrağı ve altında şehir ve bölge ismi yazıyor.

 

Yorum sizin!

 

h1

Herkes onu bekliyor, o AFS’ YE ‘D GELİYOR!

Mart 13, 2011

h1

Analog Fotograf Sevdası

Mart 13, 2011

Semesterdaki Barcelona tatilimden beri analog fotografa olan merakım gittikçe arttı. Lomography web sitesine üye oldum, makineleri ve fotografları inceledim. Lomography tam benlikmiş. 10 tane kuraldan oluşuyor ve temel felsefesi kuralları takma! İşte o kurallar.

1. Kameranızı gittiğiniz her yere götürün. Nerede ne ile karşılacağınızı asla bilemezsiniz.

2. Kameranızı günün her saati kullanın, gündüz ve gece. Çünkü her anın ayrı bir hissi var.

3. Kameranız hayatınızın akışını engellememeli; onun bir parçası olmalı. Tıpkı yemek, içmek, konuşmak, yürümek, düşünmek gibi…

4. Kameranızı farklı açılarda tutun. Deklanşöre basarken, ne çektiğinizi görmek zorunda değilsiniz.

5. Kameranız elinizdeyken, yakınlaşmaktan korkmayın. İçinizde fotoğraf çekme arzusu oluşturan nesne ya da kişiyi mümkün olduğunca yakın markaja alın.

6. Düşünmeyin! Kameranızı alın, dışarı çıkın ve önünüze geleni çekin.

7. Hızlı olun! Saniyenin onda biri bile önemli. Ayarlarla vakit kaybetmeyin.

8. Film üzerine ne kaydettiğinizi önceden bilmek zorunda değilsiniz. Rastlantılara izin verin. Hayatın keyfini çıkartmaya bakın.

9. Sonradan da… “Aaa! O ne? Bunu ne zaman çekmişim? Nerde çekmişim?” Beyninizi bu tür sorularla meşgul etmeyin.

10. Kuralları kafanıza takmayın. 10 Altın Kural’ı unutun. Canınız ne istiyorsa, onu yapın.

En beğendiğim ve en kısa zamanda benim olmasını istediğim lomo makine ise Diana F+ Glow. Benim gibi sarıya aşık biri için tasarlanmış. Üstelik karanlıkta parlıyor.

Ancak analog merakımı gidermek için her türlü fırsatı kullanıyorum. Annanemin TLR ( Twin Lens Reflex) kamerasına el koydum. Ricohflex Model VII. Nostaljik bir makine. Onunla çektiğim fotografları da en yakın zamanda sizlerle paylaşacağım.

Bu arada lomography’nin pahalı ve zahmetli süreci ile uğraşmak istemeyenler lomografik fotografları lomografik yapan, cross process (Çapraz Banyo) işlemini Photoshop’ta da yapabilirler. Ben de bir deneme yaptım. Bakalım beğenecekmisiniz.

 


h1

Kuzenimin dönem ödevi

Mart 13, 2011

 

Bir iki ay önce kuzenim bana gelip İngilizceden dönem ödevi aldığını ve bir dergi yapması gerektiğini söyledi. Benden yardım istiyordu.

Ben de tam o sıralarda hala üzerinde çalışılan ve ileride sizlerle de paylaşacağım bir proje için Office Publisher kullanarak dergi tasarlamayı öğrenmek istiyordum. Bundan daha iyi bir deneme sürüşü olamazdı benim için.

Kuzenimle bir kere buluştuk ve derginin içeriği ve tasarımı hakkında fikir alışverişi yaptık. İkinci buluşmamız da bugün oldu. Akşam üstü bütün ekipmanlarımı alarak kuzenimin evinde gittim. Oturdum ve dergiyi baştan aşağı yaptım.

Çok hoşuma gitti. Sonuç bana sorarsanız güzel. Hatta dergiyi o kadar benimsedim ki gidip okuluna ödevi ben sunmak istiyorum. Bakalım sizler beğenecek misiniz.

Ve işte karşınızda TOPSTAR! (WordPress’im beleş olduğundan linke tıklamak zorundasınız)